Cariye Fethullah bint-i Abdullah ve Piyasa değerinin %31.818181818182’sinin Kaybolması Davası

17. Yüzyıl sonunda Bursa mahkemesinden:

“Ben aslen İstanbul’un Kadırga Limanı mahallesindenim. Adım Ümmetullah bint-i Ahmed’dir. Şimdi Bursa’da Hoca Tayyip mahallesinde ikamet etmekteyim. Yanımda gördüğünüz Fethullah binti Abdullah benim cariyemdir. Kendisini satmaya karar vermiştim. Bu nedenle yine yanımda gördüğünüz kocam Osman’a bu amaçla teslim ettim ve 195 kuruşa satmasını istedim. Kocam cariyeyi alıp götürdü ve döndüğünde “esirci Mehmed’e 195 kuruşa sattım” diyerek bana 20 kuruş verdi. Ben geri kalan 175 kuruşu Esirci’den istediğimde “cariyeyi kocandan 70 kuruşa aldım, kalan borcum 50 kuruştur” dedi. Bunun üzerine ben de satışı fesh edip cariyemi geri istedim ve aldım. Ancak esirciye teslim ettiğimde cariyem bakire idi. Şimdi değil. Bunun üzerine bilirkişiye başvurdum. Esircilerin başkanı Seyyid Hüseyin Çelebi cariyeme baktı ve “bakire iken 110 kuruş eder, şimdi ise değeri 75 kuruştur” dedi ve bekaretine 35 kuruş değer biçti. Başta aldığım 20 kuruşa ek olarak cariyemin bekareti karşılığında bana 15 kuruş daha ödenmesi için mahkeme kararı çıkartmıştım. Bu konuda tartışmalarımız oldu ve en sonunda arabulucular vasıtasıyla anlaştık. Esirci Mehmed’i bundan sonra anlattığım konuyla ilgili olarak dava etmeyeceğimi beyan ederim. İfade edilen olayı doğrulayan esirci Mehmed de Ümmetullah’ı dava etmeyeceğini beyan etti.”

Başka birisi bu belgeyi paylaşsaydı ilk eleştiri noktam başlığa olurdu: Bu kadar ruhsuz olunur mu? Ama hemen vurmayın. Nedeni var. Olayın geçtiği 17. yüzyıl sonunda kölelik hem hukuki hem de meşrudur. Cariye Fethullah ve onun hisleri kimsenin umurunda değildir. Tek sorun piyasa fiyatının düşmüş olmasıdır. Konu şatışa sunulan mala verilen zararın tazmininden ibarettir.

Metin arkeolojisine cariye Fethullah’ın sahibi ile başlayalım. Ümmetullah cariye sahibi olabildiğine göre oldukça zengindir. Finasman kaynağının aileden mi geldiğini yoksa ender de olsa ticaretle uğraşan kadınlardan birisi mi olduğunu şimdilik bilemiyoruz. Benzer şekilde İstanbulda yaşamasına rağmen niçin kocası ile beraber Bursaya  geldiği de bilgimiz dışındadır. Belgede bunun belirtilmemiş olması eksikliktir. Yatay hareketliğin kontrol edilmeye çalışıldığı bu yüzyılda kişilerin kimlikleri hemen her zaman mahalleleri ile tesbit edilmektedir. Başka yerde bulunduklarında ise bunun sebebi genellikle yazılır: x şehrinin y mahallesinden olup şimdi Bursa’da z mahallesinde misafir olan, ya da ticaret için z hanında bulunan gibi. 

Ümmetullah ile ilgili açık olmayan ikinci nokta cariyesini neden satmak istediğidir. Tekrar geri aldığı için kadınlara mahsus içgüdüyle kocasından kıskanmış olması ihtimali olasılık dışı kalıyor. Acaba köle arzının daha yüksek olduğu İstanbul fiyatları yerine Bursa pazarını mı denemek istedi? İstediği fiyat ile esircilerin başkanının önerdiği arasında ciddi fark var. Buradan yola çıkarak “piyasayı” tam bilmediğini varsayabiliriz. Ya da hiç sebebi yoktu ve sadece sahibi olduğu mallardan birisini elinden çıkarıp nakite dönüştürmek istemişti. 

Ümmetullah ile ilgili üzerinde durulması gereken üçüncü nokta kocası Osman’dır. Cariye sahibi bir kadının eşi olarak hiç sıfata sahip olmaması ilginçtir. En azından belirli düzeyde ekonomik birikim sahibi olduğunun göstergesi olan Hacı ünvanını taşıması beklenirdi. Acaba kendisi bir önceki hikayede paylaştığıma benzer statüde miydi? Cariyeyi 195 kuruşa sattığını söylemişti. Oysa esircinin söylediği rakam 70 kuruştur. Rakamlardaki tutarsızlığın kendisinden sorulduğuna dair neden işaret bulamıyoruz?

İncelemeye olayın ikinci tarafı olan esirci Mehmed ile devam edelim. Sahip olduğu Beşe ünvanı kendisinin Yeniçeri olduğuna işaret ediyor. Esnaflık yaptığını bildiğimiz diğer meslektaşları gibi kendine ek gelir sağlayacak alan olarak köle ticaretini seçmişti. “Mal” temininde fiili asker olarak sahip olduğu ağın faydası olabilir. Bazen özetini okuduğunuz örnek olayda olduğu gibi fırsatlar kendiliğinden de gelebilir.  

Mahkemede sahibinin yanında, kendi bedeni ve mali değerinin % 31.818181818182’sinin kaybolması üzerine tartışmalar sürerken sessizce duran Fethullah belgede asıl üzerinde durulması gereken kişidir. Satış sorunsuz gerçekleşseydi, boyu, kaşları, göz rengi ve kökenini öğrenecektik. Şimdi sadece yaşının “küçük” olduğunu biliyoruz. Bir de tartışmaların Türkçe yapılması nedeniyle tamamını anlamadığını. Bilemediklerimiz ise sonsuz sayıda:

– Nerede uyuyordu? Rüyalarında ne görüyordu? Eski evi, annesi, kardeşleri…

– Ne zaman ve nasıl yemek yiyordu? Herkes sofradan kalktıktan sonra arda kalanlar mı? Yediği yemekler, neresi olduğunu bilmediğimiz memleketindekilere benziyor muydu? 

– Sahibesi kendisini satacağını nasıl söylemişti? Yoksa hiç bir şeyden haberi yokken evin beyi “gel gidiyoruz” demiş ve kendisini esirciye mi teslim etmişti?

Yaşlılığın getirdiği hayırseverliğin sahibe Ümmetullah’ı da etkilediğini, pek çok örneğini bildiğimiz azat etmeden Fethullah’ın da yararlandığını varsayalım. Umalım ki sahibesi eski cariyesine yastık, yorgan ve bir kaç mutfak malzemesi bağışlayacak cömertliği de göstermiş olsun. 

Meraklısına notlar:

1- Şu parça eşliğinde: 

Serkan Çağrı/Çalın Davulları

Alternatif: 

Bülent Ortaçgil/Yüzünü Dökme Küçük Kız

Melankoli içinde yüzmek isteyenlere: 

Mustafa Kandıralı/Uşşak Taksim

2- Kullandığım başlıkta var olan “dava” kelimesi mecazi manadadır. Okuduğunuz belge bir sulh kaydıdır. Ümmetullah’ın işaret ettiği dava kaydına henüz rastlamadım.

3-  Köle ve cariyelerin piyasa değerlerinin degişkenliği üzerine şu çalışmaya bakabilirsiniz. İzzet Sak, “Konya’da Köleler (16. Yüzyıl sonu – 17. Yüzyıl)”, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, IX, 1989. Makaleye ulaşmak için: 

4- Metnin içinde “başkan” diye andığım esirciler kethüdasının “seyyid” ünvanı taşıdığına dikkat edin. 

5- Son paragrafta bahsettiğim yaşlılık ve beraberinde gelen değişimler uzun zamandan beri üzerinde durduğum bir konudur. Keferelerin gerontology diye tesmiye ettiği bu alanın  istisnalar dışında tarihçilerimiz tarafından ihmal ediliyor olmasına işaret etmek istiyorum. (Aslında cümleyi duruma şaşırdığımı belirterek bitirecektim. Ama kimi kandırıyoruz. Hepimiz halimizin ne olduğunu biliyoruz: Tutan paradigmaları al, özgün belgeler ekle ve yayınla. Mucizevi çözüm!)

6- Konu kadın bedenini ilgilendirdiği için çok daha farklı ve kolay okunur biçime getirmeye müsait. Modernite arefesinde Akdeniz dünyasında kadın bedeninden başlayıp mülkiyet ilişkilerine uzanmak mümkün. Konuya bu şekilde yaklaşmak Fethullah’ın hikayesinin önüne geçer gibi geldi. Yazının okuduğunuz şekilde olmasının sebebi budur. Kaybedenler de sadece kendi hikayelerine odaklanılan metinleri hak etmiyor mu? (Buradaki “kaybedenler”i, looser, madun ve ezik karışımı bir manada kullanıyorum. Fethullah’ın durumunu hiç biri tam ifade edemiyor)

7- Kaynak: B 150/366.

8- Hardcore sevenlere belgenin kopyası.

Leave a comment